Sahte Avukat ve Sahte Uzlaştırma Mesajı Dolandırıcılığı
- Av. Barış İÇÖZ
- 6 gün önce
- 10 dakikada okunur
KISA ÖZET
Bu yazı, “Dijital Dolandırıcılık Rehberi” serisinin ilk bölümüdür. Amacım, özellikle WhatsApp, SMS, telefon, sosyal medya uygulamaları ve benzeri dijital iletişim araçları üzerinden yürütülen; vatandaşın korku, panik ve utanç duygusundan yararlanılarak yapılan dolandırıcılık yöntemlerini sade ama hukuki zemini sağlam biçimde anlatmaktır. Bu bölümde özellikle kendisini avukat, uzlaştırmacı, hukuk bürosu çalışanı ya da dosya sorumlusu gibi tanıtan kişilerin; “uzlaşmazsan hapse girersin”, “dosyanın son günü”, “şikâyet kapatılacak”, “ailesi şikâyetçi”, “bahis dosyan var”, “icra dosyan kapanacak”, “eşyalarınıza haciz uygulanacak” gibi ifadelerle para talep ettiği tipik yöntemleri ele alıyorum.
Bir avukat olarak açıkça söyleyeyim: Gerçek bir ceza soruşturması ve gerçek bir uzlaştırma süreci, kanunda ve yönetmelikte belirlenmiş usulle yürür. Her telefon, her WhatsApp mesajı, her PDF belge ve her “uzlaştırma” kelimesi resmi bir süreç anlamına gelmez. Özellikle korku yaratılıp hemen para isteniyorsa, burada hukuken son derece ciddi bir dolandırıcılık riski vardır.
Sahte Avukat ve Sahte Uzlaştırma Mesajı Nedir?
Sahte avukat ve sahte uzlaştırma mesajı dolandırıcılığı, failin önce bir “hukuki süreç varmış” görüntüsü vermesi, sonra bu görüntüyü bir korku mekanizmasına çevirmesi ve en sonunda para veya başka bir menfaat elde etmeye çalışmasıdır. Kullanılan kelimeler değişebilir; fakat iskelet genellikle aynıdır: Bir dosya var denir, soruşturma var denir, uzlaştırma teklifi olduğu söylenir, süre baskısı kurulur ve kişinin “hemen” ödeme yapması istenir. Oysa uzlaştırma, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen ve belli suçlarda işletilen, belirli usule bağlı bir kurumdur; kafaya göre kurgulanmış bir ödeme çağrısı değildir. CMK m. 253’te “Aşağıdaki suçlarda… uzlaştırılması girişiminde bulunulur” denilerek kurumun kanuni çerçevesi çizilmiş ve uzlaştırma yapılabilen ve yapılamayan suçlar belirtilmiştir.
Bu yöntemde dolandırıcıların en sık yaptığı şey, hukuki kavramları seçip onları vatandaşın bilmediği alanlarda kullanmaktır. “Uzlaştırma”, “teklif”, “dosya”, “şikâyet”, “savcılık”, “baro”, “avukat”, “müzekkere”, “tebligat” gibi kelimeler tek başına sürecin gerçek olduğunu göstermez. Tam tersine, gerçek süreçte hangi kurumun, hangi aşamada, hangi usulle hareket edeceği bellidir. Bu yüzden bu yazıda temel ölçümüz şudur: Korku ve acele para talebi varsa, öncelikle dolandırıcılık ihtimalini düşünmemiz gerekir.
Dolandırıcılar Hangi Korkuları Kullanıyor?
Bu dolandırıcılık türünde en sık kullanılan şey hukuk değil, duygusal baskıdır. Fail, mağdurun doğru düşünmesini engellemek için onu bir anda suçlu, utanılacak durumda, ailesine rezil olacak, hapse girecek, malvarlığına el konulacak ya da sicili bozulacak biri gibi hissettirmeye çalışır.
Ben sahada bu yöntemin özellikle üç korku üzerinden işletildiğini görüyorum: cinsel içerikli bir konuşmanın veya yazışmanın “17 yaş” iddiasıyla kriminalize edilmesi, yasa dışı bahis veya benzeri suç iddiasıyla kişinin adli yaptırımla korkutulması ve icra-hapis dilinin hukuka aykırı şekilde kullanılması. Ortak nokta aynıdır: kişi önce paniğe sokulur, sonra “sana yardımcı oluyorum” görüntüsü verilerek para istenir. Hukuken bakıldığında, bu tarz baskının sonucunda mağdurdan para veya menfaat alınması TCK m. 157’deki dolandırıcılık veya somut olaya göre TCK m. 158’deki nitelikli dolandırıcılık tartışmasını gündeme getirir. TCK m. 157’de “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp… yarar sağlayan” kişiden söz edilir.
“17 Yaş”, “Yasa Dışı Bahis” ve “İcra-Haciz” Kurgusu Nasıl İşler?
İlk kurgu şudur: Kişi sosyal medyada veya mesajlaşma uygulamasında biriyle konuşur. Sonra bir anda devreye bir “yakın”, “aile üyesi”, “baba”, “amca”, “avukat” veya “uzlaştırmacı” girer. Size karşı tarafın 18 yaşından küçük olduğu, ailesinin şikâyetçi olacağı, dosyanın savcılıkta olduğu, uzlaşma yapılmazsa tutuklama veya ağır ceza çıkacağı söylenir. Burada failin amacı hukuki bilgi vermek değil, utanma ve korku duygusunu aynı anda tetiklemektir. Oysa kanun, her olayı kendi suç tipine göre değerlendirir; “küçük” kelimesi geçiyor diye kendiliğinden uzlaştırma doğmaz. Hatta CMK m. 253/3 açıkça, “cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda… uzlaştırma yoluna gidilemez” demektedir. Bu nedenle sırf “17 yaş” denilerek uzlaştırma parası istenmesi, baştan ciddi bir şüphe sebebidir.
İkinci kurgu, yasa dışı bahis veya mali suç korkusudur. Bu yöntemde kişiye “hesaplarına el konulacak”, “maliye süreci başladı”, “dosyan kapatılacak”, “uzlaşırsan dosya düşer” denilir. Burada da temel mekanizma aynıdır: kişi, hukuki sonucu bilmediği bir konuda paniğe sokulur ve onu rahatlatacak tek yol gibi para ödemesi gösterilir. Oysa uzlaştırma yalnızca kanunun izin verdiği suçlarda ve kanunun belirlediği usulle işletilebilir. CMK m. 253/2, diğer kanunlardaki suçlarda uzlaştırmaya gidilebilmesi için “kanunda açık hüküm bulunması gerekir” demektedir. 7258 sayılı kanun da yasa dışı bahis oynayan kişilerin karşı karşıya geleceği kanun olup bu kanunda uzlaşmaya yönelik herhangi bir hüküm yoktur.
Üçüncü kurgu ise icra ve haciz korkusudur. Dolandırıcı, teknik hukuk terimlerini kullanarak kişide “resmi işlem başladı” algısı yaratır. Kimi zaman sahte bir evrak gönderir, kimi zaman bir büro ismi uydurur, kimi zaman gerçek bir kurumun adını veya logosunu taklit eder. Böylece kişi, karşısındaki kişinin gerçekten yetkili olduğuna inanmaya başlar. Kişi gerçekten de borç yükü altında ise haciz korkusu ile faillerin isteklerini korku ile yerine getirmek isteyebilir. Tam da bu noktada TCK m. 158’teki nitelikli dolandırıcılık halleri önem kazanır. Aynı maddede, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının araç olarak kullanılması, bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması ve kişinin zor durumundan yararlanılması nitelikli hal olarak düzenlenmiştir.
Gerçek Bir Ceza Soruşturması ve Uzlaştırma Süreci Nasıl İşler?
Gerçek süreç, söylentiyle değil usulle işler. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 158’e göre “Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir”; yazılı ya da tutanağa geçirilmek üzere sözlü başvuru mümkündür. Bir ihbar veya şikâyet geldiğinde dosya kendiliğinden “WhatsApp pazarlığı”na dönüşmez. Soruşturma evresinde usul işlemleri kural olarak gizlidir; CMK m. 157’de “soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir” denilmektedir. Bu nedenle, bir kişinin size ayrıntılı suç hikâyesi anlatıp aynı anda para istemesi başlı başına şüpheli bir durumdur.
Uzlaştırma ise ancak kanundaki şartlar oluşursa devreye girer. CMK m. 253/4 uyarınca, soruşturma konusu suç uzlaştırmaya tabi ise ve kamu davası açılması için yeterli şüphe de varsa dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir; büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Aynı fıkrada, taraf reşit değilse teklifin kanuni temsilciye yapılacağı; tekliften sonra kararın yedi gün içinde bildirilmemesi halinde teklifin reddedilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Yine m. 253/5’e göre, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ile kabul veya reddin hukuki sonuçları anlatılır. Bu, “hemen IBAN’a para at” mantığından tamamen farklı, usul güvenceleri içeren bir süreçtir.
Kovuşturma evresinde de benzer mantık sürer. CMK m. 254’e göre kamu davası açıldıktan sonra suçun uzlaştırma kapsamında olduğu anlaşılırsa dosya uzlaştırma işlemleri için uzlaştırma bürosuna gönderilir; uzlaşma gerçekleşirse mahkeme, edimin niteliğine göre davanın düşmesine veya durmasına karar verir. CMK m. 255 ise birden çok fail varsa ancak uzlaşan kişinin uzlaşmadan yararlanacağını söyler. Ayrıca Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği m. 39 gereği her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur. Kısacası gerçek süreçte kişi, kanundaki aşamalardan geçer; sahte süreçte ise doğrudan korku ve para talebiyle yüzleşir.
Her Dosya Uzlaştırmaya Tabi midir?
Hayır. En kritik yanılgılardan biri budur. Uzlaştırma, “şikâyet var” denilen her olayda uygulanmaz. CMK m. 253/1 ve devamı maddeleri uzlaştırmaya tabi suçları tek tek veya tür olarak düzenler. Daha önemlisi, CMK m. 253/3 açık hüküm içerir: “Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda… uzlaştırma yoluna gidilemez.” Aynı fıkrada ısrarlı takip ve hakaret suçunun belirli bir görünümü bakımından da uzlaştırma yasağı yer almaktadır. Ayrıca uzlaştırmaya giren bir suç, uzlaştırmaya girmeyen başka bir suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmişse yine uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Bu yüzden vatandaşın şu basit mantığı aklında tutması gerekir: Karşı taraf “uzlaştırma” kelimesini kullandı diye süreç kanuna uygun hale gelmez. Önce suç tipi ve usul belirlenir, sonra uzlaştırma konuşulur.
Gerçek Uzlaştırma Çağrısı ile Para İsteyen Mesaj Nasıl Ayırt Edilir?
Burada bilinmesi gereken en önemli nokta şudur: bir kişiye WhatsApp, telefonla, SMS’le, e-postayla ya da benzeri bir yolla ulaşılması, tek başına hukuken geçerli bir uzlaşma teklifi yapıldığı anlamına gelmez. Çünkü Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği m.29/7 açıkça, uzlaşma teklifinde bulunmak için çağrının telefon, telgraf, faks veya elektronik posta gibi araçlarla yapılabileceğini; fakat bu çağrının uzlaşma teklifi sayılmayacağını düzenler. Buna karşılık, gerçek uzlaşma teklifinde kişiye uzlaşmanın ne olduğu, kabul veya reddin doğuracağı sonuçlar anlatılır; teklif usulüne uygun biçimde yapılır. Bu husus hem Yönetmelik m.29/5’te hem de CMK m.253/4-5’te açıkça yer alır. Kısacası, size sadece telefondan ya da WhatsApp’tan ulaşılıp “uzlaştırmacıyım” denmesi, tek başına resmi ve geçerli bir uzlaşma süreci yürütüldüğünü göstermez.
Gerçek uzlaştırma sürecinde önce teklif vardır, sonra gerekirse müzakere aşamasına geçilir. Müzakere, tekliften ayrı bir aşamadır ve taraflarla birlikte ya da ayrı ayrı yürütülebilir; bu düzenleme Yönetmelik m.31 ile CMK m.253/13-14 hükümlerinde görülür. Dolandırıcılıkta ise bu hukuki ayrımların yerini panik ve baskı alır: Daha ilk anda “hemen ödeme yap”, “dosyan bugün kapanacak”, “ailene haber verilecek”, “hapse girersin” gibi sözlerle para göndermeniz istenir. Oysa kanuni uzlaştırma usulünde ilk temasın amacı korkutmak ve para sıkıştırmak değil, kişiyi bilgilendirmek ve süreci usulüne uygun yürütmektir. Bu nedenle, daha en başta baskı, tehdit ve acil para transferi talebi varsa, ortada gerçek bir uzlaştırma işleminden çok bir dolandırıcılık senaryosu bulunma ihtimali ciddi biçimde düşünülmelidir.
Resmi Uzlaşma Teklif Formu ile Sahte Evrak Arasındaki Fark Nedir?
Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’ne göre, uzlaştırmacı tarafından yapılacak uzlaşma teklifi, Ek-4’te yer alan ve uzlaşmanın mahiyeti ile kabul veya reddin hukuki sonuçlarını içeren Uzlaşma Teklif Formu üzerinden yürütülür. Yönetmelikte, bu bilgilerin açıklanacağı ve formun imzalı örneğinin uzlaştırma evrakı içine konulacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu şu anlama gelir: Gerçek uzlaştırma süreci, içeriği ve formu mevzuatta tanımlanmış bir yapıya sahiptir; rasgele hazırlanmış bir PDF görüntüsü değildir.
Sahte evrakta ise genellikle biçim, içeriğin önüne geçer. Belgeye logo konulur, UYAP benzeri ibareler serpiştirilir, savcılık veya baro adı yazılır, imza taklidi yapılır, mühür görüntüsü eklenir. Fakat belgenin asıl amacı hukuki bilgilendirme değil, mağduru bir an önce para göndermeye zorlamaktır. İşte bu noktada TCK m. 204 ve 207 devreye girer. TCK m. 204’te “Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen… veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi”; TCK m. 207’de ise “Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen… ve kullanan kişi” cezalandırılır. Belgenin “resmi” görünmesi onu gerçek yapmaz; başkalarını aldatacak şekilde kurgulanmış olması suç riskini ortadan kaldırmaz, tam tersine artırır.
Bir Kişinin Gerçekten Avukat Olduğu Nasıl Kontrol Edilir?
Bu konuda vatandaşın bilmesi gereken en basit ve en güvenli yol baro levhasıdır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 66’ya göre “Her avukat… baro levhasına yazılmakla yükümlüdür.” Aynı maddede, bir baro levhasına yazılmış avukatın sürekli olmamak şartıyla memleketin her yerinde avukatlık yapmaya yetkili olduğu da belirtilir. Yani gerçekten avukat olan kişinin, kayıtlı olduğu bir baro levhası bulunmalıdır.
Pratik kontrol de çok basittir: Türkiye Barolar Birliği’nin resmi “Avukat Arama / Baro Levhası” sistemi üzerinden isim, soyisim ve mümkünse baro bilgisiyle arama yapılır. Kişi burada görünmüyorsa, en azından vatandaşın “durup doğrulama” refleksi göstermesi gerekir. Benim görüşüm nettir: Karşınızdaki kişi ne kadar resmi konuşursa konuşsun, önce baro levhası sorgulaması yapılmalı; sorgu sonucu görülmeden ne hukuki beyana ne de para talebine itibar edilmemelidir.
Bu Eylemler TCK Bakımından Hangi Suçları Oluşturabilir?
Bu eylemler ceza hukuku bakımından çoğu zaman dolandırıcılık suçu ekseninde değerlendirilir çünkü TCK m.157, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatarak onun veya başkasının zararına, kendisine ya da başkasına yarar sağlamayı suç olarak düzenler. Fiilin; örneğin kişinin zor durumundan yararlanılarak, kamu kurumları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları araç gibi gösterilerek, bilişim sistemleri kullanılarak ya da meslekten doğan güven kötüye kullanılarak işlenmesi halinde ise TCK m.158’teki nitelikli dolandırıcılık hükümleri gündeme gelebilir. Bu nedenle sahte avukat kimliği, sahte baro veya adliye görüntüsü, sahte uzlaştırma dosyası anlatısı, çevrim içi para gönderme baskısı ve resmi görünüm verilmiş mesajlar aynı olayda birleştiğinde, karşımızda basit bir kandırmadan değil, daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir dolandırıcılık iddiasından söz edilebilir.
Bir de işin belge boyutu vardır. Mağduru inandırmak için sahte evrak, sahte karar görüntüsü, sahte uzlaştırma belgesi, sahte dekont, sahte kurum yazısı veya benzeri belgeler hazırlanmış ya da kullanılmışsa, olayda ayrıca TCK m.204’teki resmi belgede sahtecilik veya TCK m.207’deki özel belgede sahtecilik hükümleri de gündeme gelebilir. Üstelik burada önemli bir ayrım vardır: TCK m.212, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilikten hem de ilgili suçtan ayrı ayrı cezaya hükmolunacağını açıkça söyler. Yani sahte belge kullanımı, dolandırıcılık içinde kendiliğinden eriyen tali bir ayrıntı değildir; somut olayın özelliklerine göre ayrıca ve bağımsız biçimde değerlendirilir.
Bu yüzden vatandaşın bilmesi gereken temel nokta şudur: Kendini avukat, uzlaştırmacı, hukuk bürosu çalışanı ya da resmi görevli gibi tanıtarak para isteyen; bunu yaparken de sahte belge, sahte ekran görüntüsü veya kurumsal görünüm kullanan kişiler yalnızca “numara yapmış” olmaz. Olayın içeriğine göre, bu fiiller dolandırıcılık ve ayrıca belgede sahtecilik suçları bakımından ciddi ceza hukuku sonuçları doğurabilir. Son hukuki nitelendirmeyi elbette savcılık ve mahkeme yapar; ancak vatandaş açısından ilk bilinmesi gereken şey, bu tür eylemlerin hafife alınacak davranışlar olmadığıdır.
Mesaj Geldiğinde İlk 30 Dakikada Ne Yapılmalı?
İlk kural, hemen para göndermemektir. Dolandırıcı tam da ilk yarım saatte sizden sağlıklı düşünme imkânınızı almak ister. Bu yüzden önce iletişimi yavaşlatın. Karşınızdaki kişi ne kadar acele ettirirse ettirsin, hiçbir hukuki süreç sizin doğru düşünmenizi yasaklamaz. Gerçek uzlaştırma sürecinde tarafa mahiyet ve sonuçlar anlatılır; karar için yedi günlük süre düzenlemesi vardır; çağrı ile teklif aynı şey değildir. Bu nedenle “beş dakika içinde ödeme yapmazsan işlem başlatırım” söylemi, hukuki güvence değil baskı dilidir.
İkinci kural, delili bozmamaktır. Mesajı hemen silmeyin. Numaranın ekran görüntüsünü alın. Profil adını, fotoğrafını, kullanıcı adını, tarih-saat bilgisini, size gönderilen dosyaları ve ödeme talebini kaydedin. Üçüncü kural, tek başınıza paniğe kapılıp karşı tarafla pazarlığa girmemektir. Bu aşamada mümkünse güvendiğiniz bir avukata metni ve ekleri gösterin. Bir avukatın ilk bakışta fark edeceği usulsüzlükleri, korku altındaki bir vatandaşın fark etmesi her zaman kolay olmaz.
Hangi Deliller Saklanmalıdır?
Bu tür dosyalarda delil, çoğu zaman dijitaldir ve çok hızlı kaybolabilir. Bu nedenle en başta saklanması gerekenler şunlardır: konuşmanın tam ekran görüntüsü, numara veya kullanıcı adı, profil görüntüsü, varsa gönderilen PDF/JPEG/Word belgesi, istenen IBAN veya hesap bilgisi, ödeme açıklaması, ses kaydı veya sesli mesaj, arama kayıt ekranı, tarih-saat bilgisi, kullanılan sosyal medya hesabının bağlantısı ve para transferi yapılmışsa dekont. Bunlar, soruşturma makamının olay örgüsünü anlamasına yardımcı olur. CMK m. 158 başvurusunun güçlü olması için, soyut anlatımdan çok somut dijital iz önemlidir.
Ayrıca belgeyi sadece parça parça değil, mümkünse bütün konuşma akışıyla saklamak gerekir. Çünkü fail çoğu zaman baskıyı kademeli kurar: önce tanışma, sonra suçlama, sonra araya avukat sokma, sonra uzlaşma cümlesi, en son para talebi. Bu zincir bozulduğunda suçun ispatı zorlaşabilir. Özellikle sahte evrak kullanılan dosyalarda, belgenin gönderildiği an ve belgeden sonra gelen para baskısı, nitelendirme açısından çok kıymetlidir.
Para Gönderildiyse Bundan Sonra Ne Yapılmalı?
Para gönderilmişse dosya bitmiş sayılmaz; tam tersine hızlı hareket edilmesi gereken yeni bir aşama başlar. Önce ödeme dekontu, işlem saati, alıcı adı, IBAN, açıklama satırı ve konuşma ekranları bir araya getirilmelidir. Ardından gecikmeden hukuki başvuru hazırlığı yapılmalıdır. Çünkü para transferi, failin menfaat temin ettiğini gösteren en güçlü verilerden biridir ve TCK m. 157-158 bakımından önem taşır. Ödeme yapılmış olması, “artık bir şey olmaz” anlamına gelmez; çoğu zaman fail aynı kişiden ikinci ve üçüncü kez para istemek için bunu başlangıç kabul eder.
Bu aşamada mağdurun yaptığı en büyük hata, “rezil olmayayım” düşüncesiyle susmasıdır. Oysa susmak genellikle yeni talepleri doğurur. Benim mesleki tavsiyem şudur: Para gönderildiyse artık karşı tarafı ikna etmeye çalışmayın; delili toparlayın ve başvuru sürecine geçin. Somut olayın özelliklerine göre bankacılık işlemleri yönünden ayrıca acil adımlar da gerekebilir; ancak ceza hukuku tarafında esas olan, delilin düzenli biçimde toplanıp gecikmeden savcılığa veya kolluğa aktarılmasıdır.
Suç Duyurusu ve Şikâyet Nereye, Nasıl Yapılır?
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 158 bu konuda açık hüküm içerir. Maddeye göre “Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.” Aynı maddede valilik, kaymakamlık veya mahkemeye yapılan başvurunun ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceği; yurt dışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar bakımından elçilik ve konsolosluklara da başvurulabileceği; başvurunun yazılı veya tutanağa geçirilmek üzere sözlü yapılabileceği düzenlenmiştir. Yani vatandaş, “nereye gideceğimi bilmiyorum” diye başvurusuz kalmamalıdır. Kanun, başvuru kapısını tek yere kapatmamıştır.
Uygulamada sağlıklı bir suç duyurusunda şu omurga bulunmalıdır: olayın tarih sırası, ilk temasın nasıl kurulduğu, hangi ifadelerle korku oluşturulduğu, hangi belge veya görüntünün gönderildiği, hangi hesap veya IBAN’ın verildiği, para gönderilip gönderilmediği, failin kendisini kim olarak tanıttığı ve tüm dijital delillerin eklenmesi. Bu anlatımın net, kronolojik ve delille destekli olması soruşturmayı kolaylaştırır. Özellikle sahte avukat ve sahte uzlaştırma dosyalarında suç duyurusunun bir avukat yardımıyla hazırlanması, olayın doğru suç tipleriyle çerçevelenmesi, delillerin sistematik sunulması ve hak kaybı yaşanmaması bakımından çoğu zaman daha sağlıklıdır. Vatandaş tek başına da başvurabilir; ancak bir avukat marifetiyle yürütülen başvuru, sürecin daha düzenli ve teknik olarak daha güçlü kurulmasını sağlayabilir.
SABİT BİLGİLENDİRME NOTU
Bu içerik, vatandaşları dijital dolandırıcılık risklerine karşı uyarmak, genel hukuki çerçeveyi göstermek ve farkındalık oluşturmak amacıyla hazırlanmış, rehber niteliğinde bir bilgilendirme metnidir; somut olaylara ilişkin kişiselleştirilmiş hukuki danışmanlık yerine geçmez. Akademik çalışma, resmi mütalaa, kesin hukuki görüş veya somut olaya özgülenmiş avukatlık hizmeti yerine geçmez. Mevzuat, idari uygulama ve yargı kararları zaman içinde değişebileceği gibi, her somut olay kendi özel koşulları içinde ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle yalnızca bu metne dayanılarak işlem yapılmasından doğabilecek sonuçlar bakımından sorumluluk kabul edilmez; somut olaylarda mutlaka bireysel hukuki değerlendirme yapılmalıdır. İçerik reklam amacı taşımaz, kamuyu bilgilendirme amacı taşır. Dijital dolandırıcılık nedeniyle mağduriyet yaşayan veya yaşama riski bulunan kişilerin durumundan üzüntü duyuyor; hak kaybı yaşanmaması için gerekli hallerde bir avukattan hukuki destek alınmasını önemle tavsiye ediyoruz.

Yorumlar